|
Dilimiz - Şivemiz |
|
 |
| Nurettin SARAÇLI |
| nurettinsaracli@hotmail.com |
| Eğitimci |
| |
|
|
Köyümüzde, özellikle 1990'lardan önce konuşulan dilin, kendine özgü belirgin özellikleri vardır. Bu yazımda sizlerle bu konudaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
1.Köylümüz adeta kendine özgü bir dil-konuşma geliştirmiş.Bunda şehre uzak ve kapalı bir toplum olmasının payı çok büyüktür.
2.Kullanılan kelimeler tarım, hayvancılık, tabiat, yemekler, ahşap ev ve ahşap evde yaşamla ilgilidir.Çünkü insanların dünyası bu kadar.Örnek vermek gerekirse; rençberlik,pulluk,saban, bonduruk, zevle, gövelek tırmık, köken, övendire, nadul, evlek, gaşal, fuğ, otluk, düven, yaba, diyren, tınar, kömüş, yal, düve göbez, gürez, bökelek, övez, bıldır, seren, heygir, sova, sayat, gözgöre, temek, kemire, künge, gartlaç, bazlama, göce, kümpür, mancar,kaçamak, kevşür, isman, gazare, gandak, kopça, maye, maraz, nerdek, ötlesi, pov, pürük, sulacı, sıran, sübek. Bunlar şimdilik benim anımsayabildiklerim.
3.Duygu ve düşünceler kısa cümlelerle anlatılırdı.Günlük yaşamda kullanılan kelime sayısı çok azdı. “Sayad”ı süpürdüm, öküzleri suladım, mancar yidük, demet bağladuk, odun keyadı verecekle,buvay nerde, anayeğli napıyalaa, yata(yatağı) serseyaa, dovuzluk yapmasayaa gibi...
4.Bazı kelimelerde u-ü ve o-ö harfleri, kelimede ikisi de varmış gibi binişik söylenir.Örnek: göce: Sanki "ö" harfinden önce "o" harfi varmış gibi ama binişik, aynı anda söylenir; goöce. "O - ö" bir harfmiş gibi okunur.Sanırım buna genizden okuma deniyor. Aynı kural, gürez sözcüğünde de geçerlidir; gürez:guürez. Daha başka; kuümpür, koöpek, kuünge vb. Bu durum bazı yüklemlerin şivesel söylenişlerinde "a" ve "e" de de görülür. Geliyor; geliyea. Gidiyor; gidiyea gibi."Geliyea" ve "gidiyea kelimelerinin son hecelerindeki "e" ve "a"lar bir harfmiş gibi söylenir. Bence dilimizin en önemli şivesel özelliklerinden biri budur.
5.Konuşurken cümlenin son kelimesinin(çoğunlukla yüklemin) bazı heceleri yutuluyor ve son hece uzatılarak konuşuluyor. “Buvay geldimiii, uşakla napıyalaaa, geliveceymii, gonuşuvasaa, nüçün gonuşmoyooy, şunu abcayeğle eletivesaa, anayeğli napıyalaa, aay ana mancar büşüdüy müü, otları gazdıyız mıı, gidiveceen, geliveceen, gelseya galaan” gibi. Ne, nereye kelimeleri yerine çoğu zaman “naa” kullanılır. “Naapıyoooy, naa gidiyoooy, n'apmışla, naa gitmişle gıı” gibi.
6.Günlük konuşmada "ğ" harfi yerine "v" harfi söylenir. Ağaç yerine avaç, ağam yerine avam gibi.
7.”R” harfi de yutulur. “R” den önceki ya da “r”nin bitişik olduğu hece uzatılır. Size vaa(r)dılaa(r) mı? Baa (bana) geldilee(r). İnekle(r), öküzle(r), adamla(r).
8.Yine kelimelerin başında, tüm ülkemizde olduğu gibi "k" harfi yerine "g" harfi kullanılmaktadır; kabak: gabak, kaçmak: gaçmak, kalmak: galmak, konuşma: gonuşma, kazma: gazma, kaza: gaza gibi.
9.Bazen aileden aileye, sülaleden sülaleye bile şive farklılıkları vardır; herkil-heygir: İçine tahıl konulan ambar. Yani bazı aileler "heygir," bazı aileler "herkil" demektedir.
Ben dilimizdeki-şivemizdeki birçok özelliği Denizli-Burdur yöresi insanının konuşmasına benzetmekteyim.Bu nasıl olabilir? Nasıl mı olabilir; Orta Asyadan göç eden atalarımızdan, bizim kabilemizin bir kolu Zonguldak'a bir kolu Denizli'ye değişik nedenlerle göç etmiş olmasın! Kültür öyle birşeydir ki kendiliğinden, nesilden nesile binlerce yıl ileriye aktarılmaktadır. İsterseniz ayrı bölgelerde yaşayın hiç fark etmez. Örneğin, yörüklerde de böyle değil midir? Orta Asyadan, tarihte bilindiği üzere göç ederek Anadolu'nun değişik yerlerine dağılarak yerleşmişler. Buna rağmen zamanla ufak tefek değişiklikler olsada özünü korumuşlardır. Kendilerine özgü ama özbe öz Türkçe dilleri, gelenekleri, el sanatları, yemek kültürleri... yurdun neresinde olurlarsa olsunlar bozulmadan korunmuştur.
İlgili, meraklı arkadaşlara saygı ve sevgiyle sunarım.
|