|
Sınırlarımız-Savaş-Bayrak |
|
 |
| Nurettin SARAÇLI |
| nurettinsaracli@hotmail.com |
| Eğitimci |
| |
|
|
Hepimizin hayatta kendimize çizdiğimiz sınırlarımız vardır.Çizdiğimiz sınırlar yaşantımızı kolaylaştırır.Bu sınırlar sayesinde kendimizi güvende hissederiz. İçki içiyorsak, örneğin iki bardaktan fazla içmeyeceğim deyip sarhoş olmamak için kendimizi garantiye almış oluruz.Ne bileyim, ya da araba kullanıyorsak en iyi yolda bile 90 km'yi aşmayacağım deyip can güvenliğimizi kendimizce güvenceye alırız.
Bir de edebi ve felsefi anlamlar dışında fiziksel sınırlar vardır.Buna en iyi örnek devletleri birbirinden ayıran sınırlardır.Bu sınırlar çoğu zaman kaçakçılığı, korkuyu, çatışmaları ve savaşları çağrıştırır. Savaş bir kere başladı mı, en çok öldürenin kazandığı bir kanlı oyun girer sahneye.Savaş öyle romantik bir şey değildir. Acının, kanın, parçalanan bedenlerin, dağılan ailelerin, birbirinden kopan sevgililerin vebalini taşıyan bir kabustur. Mehmet Akif'in, Çanakkale Şehitlerine destanında dediği gibi;
“Çehresi başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak.
Boşanır sırtlara, vadilere sağnak, sağnak.”
Kahramanlık türküleri, kimi dokunaklı şarkılar, iç titreten şiirler savaşı yaşayanların bu kabusa dayanabilmeleri, biraz olsun moral bulabilmeleri, kendilerini avutabilmeleri için sığındıkları biret teselli limanıdırlar. Bu durum savaş sonunda insanın istatistiki bir bilgiyle ifade edilmesine engel olmaz; onlarca yaralı, yüzlerce ölü!Artık insanın biricikliğinin, yaşamın kutsallığının hiç bir önemi yoktur.Halbu ki sadece bir insanı bile yaşatabilmek için ne emekler, ne paralar harcanır.
Bazı kışlalarımızın tel örgüleri içinde yükselen tabelalarında şu cümle yazılıdır: “Ülkesini en çok seven, işini en iyi yapandır.” Yine Atatürk'ün çok anlamlı bir sözü vardır: “Vatan sevgisi ona yapılan hizmetle ölçülür.”İşi, mesleği olmayan insan vatanına nasıl hizmet edecek ki... Ne yazık ki ülkemizde işsizlik son yıllarda çığ gibi büyümüş, yurdumuzun çalışkan, vefalı insanları karınlarını zor doyurur hale gelmiştir. Ne iş yapıyoruz, ne üretiyoruz ki. Hani nerede buğday, mısır, mercimek, patates tarlalarımız; nar, üzüm, zeytin, mandalina bahçelerimiz; harıl harıl çalışan fabrika ve atelyelerimiz...Ne üretip ne satabiliyoruz ki.Üniversitelerimiz son yıllarda hangi buluşa imza attı. Sınırlarımızı geçerek karakollarımızı basan saldırganları nasıl oluyor da gözetleyip yakalayamıyoruz. Teknoloji, bilim nerede?
Milliyetçilik yarışına geldi mi hepimiz en öndeyiz. Yurdumuzun her yanında al bayraklar havalanıyor. “Kahrolsun”lar ve “Yaşasın”lar haykırılıyor. Kim daha büyük bayrak asarsa, kim daha en kabadayısından lanet okuyabilirse o en vatansever sayılıyor. Duygular, öfkeler kabarıyor ve bir süre sonra bu heyecan, birden hiç bir şey olmamış gibi bitiyor. İlginç bir ruh hali.Mesleği,doğru düzgün yapacak işi olmayan ve bir şey üretemeyen insanlardan oluşan bir toplumun ruh hali olsa gerek. Sınırlarımızı korumak, bayrak, tek başına vatan sevgisinin ölçüsü değildir.Vatan sevgisinin bir ayağı da yurdumuzun kalkınmasına, milletimizin yükselmesine katkıda bulunmaktır. Yani üretmektir. Bayrağımızı; işsizliğimizi, tembelliğimizi, doğru düzgün bir şey üretememekteki ezikliğimizi kapatan bir örtü olarak kullanmış olmayalım!
Yazımı Orhan Veli'nin dizeleriyle bitirmek istiyorum:
Neler yapmadık şu vatan için
Kimimiz öldük, kimimiz nutuk çektik.
|