|
Köyüm Benim Dedim Ya! |
|
 |
| Nurettin SARAÇLI |
| nurettinsaracli@hotmail.com |
| Eğitimci |
| |
|
|
İlkokul yılları. 6-12 yaşlar arası. İnsan beyninin, kültürünün, düşüncesinin; daha doğrusu insanın şekillendiği yıllar. Yaramazlıklarımız, yaşadığımız olumlu, olumsuz şeyler; üzülmelerimiz, sevinmelerimiz, kaygılarımız ve çocuksu aşklarımız...
Kendimizi içinden çekemediğimiz çocuk ruh halimiz. Aslında her birimiz çocuk ruh halimizin, çocukluk yaşantılarımızın etkileriyle yaşarız. İsterseniz bu yazıyı okumaya bir ara verin ve gözlerinizi kapatarak arkanıza yaslanın. Çocukluğunuzu düşünün. Hemen şimdi, bir kaç saniye... Film şeridi gibi çocukluğunuzun gözünüzün önüne geldiğini göreceksiniz. Bazen gülümseyecek; bazen üzüleceksiniz. Yaşantınızın çocukluğunuzun etkileriyle devam ettiğini göreceksiniz. Her neyse...
Köyüm benim dedim ya... Kör olmayasıca çocukluğumun köyü! Sahi; analarımız, ağbalarımız, ebelerimiz, gocanalarımız kızdıklarında, sinirlendiklerinde bize ne derlerdi? Ne mi derlerdi. Kör olmayasıca, canalcı yimeyisice. Sitemlerinde bile bir sevecenlik, koruyuculuk vardı. Hani şair Hasan Hüseyin Korkmazgil bir dörtlüğünde ne diyor:
“Kör olasın demiyorum,
Kör olma da gör beni.
Kahrolasın demiyorum,
Kahrolma da gör beni.”
Sanki bizi anlatmışsın be Hasan Hüseyin.
Köyüm dedim ya. Orada doğmuşum. Bazen niye böyle mahrum bir köyde doğmuşum ki diye hayıflandığım olmuştur.(Çocukluğumun köyü; mahrum, yoksun ve yoksuldu.) Ama yine de sevdim - severim köyümü.
“Yüzmeyle Gökgöl'de tanıştım. Yalağında kaydım. Burada babam kaymış, ben de kaydım. Hem de ne donlar eskittim; 'çon'larım kıpkırmızı oluncaya dek kaydım. Yaz tatillerinde çocuklarımı da götürüp kaydırıyorum. O eski ahşap köy odasında dedemden 'Elham'ı öğrendim. Tarlalarından - dağlarından kiren, döngel, mantar; 'gandak'ları geçe geçe 'pürük'lerinden de 'çoban ekmeği' topladım. Elimdeki ceviz karası yüzünden öğretmenimden dayak yedim. 'Goöce' çorbası ve mancarla doyundum. 'Gürez' yumurtası yedim. Ot kazdım, orak biçtim. 'Gaşal' bağladım, otluk yığdım.Tarlada çift sürdüm. Tırmığa bindim; parçalanmayan, ufalmayan keseklere sövdüm. Öküzleri 'övendire' ile govdum. 'Övendire'nin ucunu yüleyip 'nadul' çaktım . Öküzleri tımar ettim, 'alaf' verdim; 'temek'ten 'kemire' attım. Kedi sevdim, 'gobez' besledim. 'Sayat'ta nacakla odun kestim.Eyvanda 'kuünge' süpürdüm. Avaç evde 'çotuk' ataşında ısındım. 'Heygir'den, 'bıldır'dan kalan misirlerin çıkarılıp serende günletilmesine yardım ettim. 'Sempirek'le kuş vurdum. Ne dovuzlukla yaptım!...”
Bu yaşanmışlıkları unutmak mümkün mü? Bu yaşanmışlıkların hepsi özümüz, geçmişimiz, kültürümüzdür. Köyümüzün kültürü. Bizim kuşak ve öncekiler yukarıda yazdıklarımı hep yaptılar, yaşadılar. Sadece ben mi 'dovuzluk' yaptım!!! Ben, sadece yazıya döküyorum. Gürezi, gobezi, göceyi, gaşalı unutmamak için. Söz uçar, yazı kalır...
|